Bir Nar Tanesi Kadar Çok, Bir Hasret Kadar Derin

Bir Nar Tanesi Kadar Çok, Bir Hasret Kadar Derin

Bazı kitaplar okunup bitmez, insanın içinde yaşamaya devam eder. Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı da tam olarak böyle bir kitap, benim hayatımda öyle derin öyle özel bir yeri var ki…

Bir ağacın meyvesinden yola çıkıp koca bir tarihin, yarım kalmış hayatların, göçlerin, ayrılıkların ve insanın yüreğine sığdıramadığı hatıraların içine düşüyorsunuz. Trabzon’dan Tebriz’e, Tiflis’ten Batum’a uzanan bir yolculukta yalnızca şehirleri değil, insanların kaybolan dünyalarını da tanıyorsunuz.

Bu kitapta insan, tarihin yalnızca savaşlardan ve tarihlerden ibaret olmadığını anlıyor. Tarih biraz da bir daha dönemediğimiz evler, geride bıraktığımız eşyalar, yarım kalan aşklar ve bir zamanlar aynı sofraya oturmuş insanların hikâyesi…

Nazan Bekiroğlu’nun dili öyle incelikli ki okurken bir hikâyenin içinde ilerlemekten çok, eski bir fotoğrafın karşısında duruyormuş gibi hissediyorsunuz. Her satırda geçmişe ait bir ses, bir yüz, bir koku beliriyor. Ve insan ister istemez düşünüyor: Bir ömrü geride bırakmak, bir şehri terk etmekten mi ibaret; yoksa insanın kendinden bir parçayı da orada bırakması mı?

Bir zamanlar kıymetini bilmeden içinden geçtiğimiz hayatlar

Nar Ağacı bana, hayatlarımızın sandığımızdan çok daha kırılgan olduğunu hatırlattı. Bazen büyük felaketler değiştiriyor insanı, bazen de bir daha yaşanmayacak sıradan bir gün… Bir zamanlar kıymetini bilmeden içinden geçtiğimiz hayatlar, yıllar sonra en çok özlediğimiz şeylere dönüşebiliyor.

Belki de kitabın en dokunaklı yanı, geçmişin yalnızca geçmişte kalmadığını hissettirmesi. Bizden önce yaşayanların sevinçleri, korkuları, aşkları ve kayıpları bir biçimde bize kadar ulaşıyor. Aile hikâyelerimizde, büyüklerimizin anlattıklarında, eski bir fotoğrafın sessizliğinde yaşamayı sürdürüyor.

Kitabı kapattığımda aklımda tek bir düşünce kaldı: İnsan bazen bir ömrü değil, o ömrün içinde kalmış bir dünyayı özler.

Nar Ağacı, yalnızca geçmişe yapılan bir yolculuk değil; köklerimize, ailemize ve içimizde taşıdığımız hikâyelere doğru da bir yolculuk.

Bazı kitaplar bittiğinde son sayfayı çevirirsiniz. Bazılarıysa içinizde sessizce açmaya devam eder.

Nar Ağacı benim için onlardan biri. Nar ağacının bana öğrettiği bir şey var: İnsan, meyve vermediği zamanlarda da yaşamaya devam eder.

Bazen dallarımız kurumuş gibi görünür. Bazen beklediğimiz mevsim gelmez, emek verdiğimiz şeyler çiçek açmaz, bazen fırtına diner ama bir bakarsınız bahçeniz çoktan talan olmuştur .Bazen de bütün sabrımıza rağmen bir şeyleri kaybederiz. Oysa doğa acele etmez. Ağaç, bir başkasının mevsimine bakarak büyümez. Köklerini sessizce derinlere salar ve kendi zamanını bekler , Keşke insan da kendine böyle davranabilse.

Keşke her gecikmeyi bir kayıp, her bitişi bir yenilgi, her yalnızlığı bir eksiklik saymasak. Keşke bazen durmanın da ilerlemek, vazgeçmenin de kendini korumak, yeniden başlamanın da cesaret olduğunu anlayabilsek.

Artık biliyorum ki insanın bütün hikâyesi, başına gelenlerden ibaret değil. Biraz da onlardan sonra neye dönüştüğünde saklı.

Ve belki hayatın en güzel tarafı, bütün kırgınlıklarımıza rağmen içimizde hâlâ kızıl bir nar gibi çoğalan umutlar taşıyabilmek.

Bugün nar ağacının altında kendime şunu hatırlatıyorum:

Her şeyin bir zamanı var. Her yaranın bir iyileşme biçimi, her vedanın ardında kalan bir öğreti, her kışın içinde saklanan bir bahar…

Köklerimi inkâr etmeden büyümeyi, kaybettiklerimi unutmadan yaşamayı, kırıldığım yerlerden utanmadan yeniden yeşermeyi öğreniyorum.

Çünkü bazı ağaçlar bize yalnızca meyve vermez.

Bazıları, nasıl ayakta kalacağımızı öğretir.

Büyük Umutlar

 

İnsan bir kitabı özler mi bilmiyorum ama ben Nar Ağacı’nı çok özlüyorum, Setterhan’ı çok özlüyorum , Zehra’yı çok özlüyorum ve sanırım henüz bu kitabı okumamış olanları çok kıskanıyorum .

Satırlarıma son verirken sözlerimi kitabı okurken altını çizdiğim ve defalarca okuduğum bir alıntı ile bitirmek istiyorum .

 

Her insanın ömründe bir kez olsun sığınmak istediği, rüzgârın değmediği bir liman vardır; ama o liman genellikle çok uzaktadır ya da çok geç varılır.

 

 Sağlıcakla kal, sevgili okur.

Aşkla , sevgiyle ve kitapla kalın

Pelin Y.

Ekim 2026

Bu Yazıyı Paylaş

Pelin Yılmaz

Aytink.com Yazarı // Türk Dili Ve Edebiyatı Öğretmeni instagram: Pelinin Kütüphanesi