En Uzun Süren Kışın Ardından ..

En Uzun Süren Kışın Ardından ..
Pelin Yılmaz
Sosyal Medya

Paylaş

Havanın 38 dereceyi gösterdiği ama hissedilenin kesinlikle en az 50 derece olduğu bir Ağustos gününde Ege’den selamlıyorum sizleri. Huyumdur yazı yazmak için bilgisayarın başına geçtiğimde mutlaka yanımda kahvem olur ancak bu sıcakta ruhuma da içime de iyi gelecek şey kesinlikle buz gibi bir içecek oluyor.

En Uzun Süren Kış Ardından ..

Bir yudum alıp arkama yaslanıyorum ve “Aylardır biz neler yaşadık öyle” diye iç geçiriyorum. Beni tanıyanlar bilir kışı zaten oldum olası sevmem ancak bu sefer öyle bir yordu ki gönlümüzü, ruhumuzu. Aylarca bir pencerenin ardından bakakaldık dışarıda akan hayata. Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken adlı kitabını okuyanınız var mı bilmem ama hepimiz orada yarattığı karakterler gibiydik uzunca bir süre. Bir insan evden çıkmadan korkuyla nasıl yaşar şaşakalmıştım okurken. Benzer bir olayın başkahramanı idik oysa bu kış.

Kendimizle baş başa kaldık uzun süre, ruhlarımızı dinledik, mukayese ettik. Kim bilir belki de oradan oraya koşturduğumuz kendimizi hayat gayesine kaptırdığımız bu günlerde bir molaydı, bir es gerekliydi. Bu günler bize sağlığımızın ay sonu banka hesabımıza gelen paradan daha önemli olduğunu anımsattı. Para yaşamak için elbet gerekliydi ama nefes almak bambaşka bir şeydi.

Kış Sonrasında Ege ve Gün Batımı

Kışı sevmediğimi bildiğiniz gibi Ege’ye ve gün batımlarına olan aşkımı da biliyor olmalısınız artık. Uzunca geçen karantina günlerinin sonrasında haziran sonu attım kendimi o dağların denize dik uzandığı diyarlara, kavuştum topraklarıma, köküme.  Burada olmak bile başlı başına huzurdu benim için. Uzun zaman oturup sahile denizi izledim çünkü bu sefer ruhumun gerçekten dinlenmeye, dinginleşmeye ihtiyacı vardı.

Ne acayip günler geçirdik, yeni normaller biçtiler hepimize. Oysa tek yaşanan birbiri içine geçmiş geçmeyen günlerdi. Tam baharı yaşayacağımız günlerde gölge düşürdü bu olan biten bahara. Yazı özledik umudumuzu yükledik hazirana. Hep yarını bekledik, hep sonrayı. Sabretmek adeta vazife oldu o günlerde. Tarihe tanıklık ediyorduk belki de.

Yıllar sonra çocuklarımıza, torunlarımıza, öğrencilerimize anlatacak anılar biriktirdik. Öğrenciler demişken. Ahh nasıl özledim. Sınıflarımı, gözlerindeki ışıltıyı, geleceği, ders anlatmayı, Onlarla Nazımları, Cemalleri konuşmayı …Hani “Kuşlar geri dönecek bir gün ,göreceksiniz” diyor ya Adnan Özyalçıner bir kitabında , dönecek elbet , her şey eskiye. Kavuşacağız tekrar. Şimdi yapmamız gereken bugünü güzel etmek, yarın da güzel olacak inanacağız. Şu zamanlar geçsin bütün çiçekler bizi bekliyor olacak.

Ah Ege …

 

Bu yazıyı yazarken yavaştan canım Ege’den ayrılma zamanım geliyor. Herkesin yaz çılgınlığına kapılıp kendini oradan oraya attığı bu mevsimde benim için her yerinde kendimi evimde gibi hissettiğim yerdir Ege. İyi ki var. Ancak bunun bir büyük sorunu var ki ayrılık daha da hüzünlü oluyor her defasında. Eşyalarımı alıp yola koyulduğumda Sezen adeta çığlık atıyor içimde benimle birlikte. “Bir elimde sevdan, bir elimde defne. Kalbim Ege’de kaldı “diyerek. O zaman bu yazım gönlü. Ruhu Egede kalanlara gelsin, Ege olanlara ..

Bu Yazıyı Paylaş