Uzay : Coğrafi Keşifleri Yeniden Kaçırmanın Bedeli Ağır Olur!

Uzay : Coğrafi Keşifleri Yeniden Kaçırmanın Bedeli Ağır Olur!

İçinde yaşadığımız dünyanın sınırlarına ulaştıkça insanlar yeni yerler keşfetme tutkusuyla yönünü gök yüzünün ötesine, uzaya çevirdi. Tıpkı coğrafi keşifleri başlatan denizcilerin maviler içerisinde siyah bir nokta olarak gözüken kara parçasına ulaşma çabalarına benzer şekilde bugün de siyah gökyüzünde parlak bir noktaya ulaşmaya çalışıyoruz. Bir bakıma günümüzün coğrafi keşiflilerini yaşıyoruz.

Uzay , içerisinde barındırdığı sayısız bilinmezlik ile en çok merak edilen yerler arasındaki yerini yıllardır korumayı başardı. Gelişen teknoloji ve bilgi çağını yaşamakla övünen insan uygarlığının hem para hem de zaman maliyeti olarak en pahalı  uğraşlarından biri olan uzay araştırmaları, aslında gidilecek yolun ne kadar uzun olduğunu her yeni keşifte bizlere gösteriyor. Şimdi gelin uzay araştırmalarına katılmanın önemini, tarihteki örneklerden yola çıkarak tekrar değerlendirmeye çalışalım.

Yazıyı okurken dinlemek istersen: Hans Zimmer – Interstellar Main Theme

 

Coğrafi Keşifleri Kısaca Hatırlayalım ..

Coğrafi keşifler, 15’inci yüzyıldan 17’nci yüzyıla kadar İspanyol ve Portekizli denizciler tarafından, Asya’daki  değerli maden, baharat ve değerli malların temini amacıyla alternatif ticaret yollarının bulunması için başlatılıp, bu sırada yeni kıtalar, okyanuslar ve deniz aşırı toprakların keşfedilmesine sebep olan tarihsel olayı ifade etmektedir. Bu tanımıyla hemen hemen hepimizin tarih derslerinden de bildiği bir olay aslında. Ancak ne var ki coğrafi keşifler tarih derslerindeki bu tanımdan ibaret değildi.

Coğrafi Keşiflerin Sonuçları:

Her tarihi olay gibi coğrafi keşiflerinde ortaya çıkışında bazı nedenler bulunmaktaydı. Bunlardan öne çıkanlar; ucuz ve alternatif ticaret yolu, keşfedilen yerler kadar ödüllendirilme vaadi, dini yayma faaliyetleri şeklinde sıralanabilir. Ancak sıralanan bu nedenlerin çok ötesinde sonuçları ile dünyada pek çok şeyi değiştirmişti.

  • Akdeniz limanları önemini kaybederken, Atlas Okyanusu üzerinde yer alan limanların giderek artmaya başlamıştı.
  • Keşfedilen yerlerdeki zenginlikler zorla ele geçirilmiş ve sömürge haline getirilmişti.
  • Sömürgecilikle artan hammadde miktarı ile Sanayi Devrimine giden hızlı üretim arayışları başladı.
  • Dünyanın yuvarlak olduğunu reddeden kilisenin prestiji sarsılmış, kültürel reform ve bilimsel anlayışa eğilimlerde artış yaşanmıştır. Yine de bu olay Hristiyanlığın yeni kıtada yayılmasını engellememiştir.
  •  İpek ve Baharat Yolu, keşiflerin ardından eski ihtişamını yitirmiştir. Osmanlı ve diğer Müslüman devletler açısından önemli bir vergi kaynağı olan ticaret yollarına olan ilgi giderek azalmıştır.
  • Avrupa’dan Amerika kıtasına taşınan virüsler, Avrupa için üstünlük yarattı. Bu virüslere karşı bağışıklığı olmayan yeni kıtanın insanları, kitlesel ölümlerle karşı karşıya kaldılar.

Sonuç olarak, Hindistan’a gitmek umuduyla yola çıkan  Kristof Kolomb‘un yanlışlıkla ayak bastığı bu topraklar, Amerigo Vespucci’nin 1507 yılında yeniden gitmesi ve bu sefer fark etmesiyle yepyeni bir dönemi başlatmıştır.

 

Uzay Keşifleri: Tarihin ve Coğrafi Keşiflerin Tekerrürü

Coğrafi keşifler, dönemin güçlü devletleri arasında artan rekabet, ticaret yolu savaşları ve zenginleşerek üstünlük kurma çabası gibi faktörlerin bir ürünüydü. Tıpkı soğuk savaş döneminde uzaya ilk gitmenin kazandıracağı psikolojik üstünlük ve ideolojik zafer gibi. Yaşanan bu rekabetler zaman zaman 1502 yılında Portekiz’den İtalya’ya kaçırılan Cantino Haritası gibi casusluk faaliyetlerine de sahne olmuştur. Bu olayın yaşandığı dönemde, özellikle Portekiz ve İspanya  keşiflerini ve bunları gösteren haritaları devlet sırrı olarak saklamak ve korumaktadır. Uzay araştırmaları sırasında ABD ve Sovyetler Birliği arasında sık sık bilgi ve teknoloji casusluğu yaşandığı da hepimizin filmlerden, kitaplardan, belgesellerden bildiği olaylar.

Sovyetler’in 1957 yılında Sputnik’i başarılı bir şekilde uzaya göndermesi ile birlikte bu yarış giderek kızışmaya başladı. Yuri Gagarin’in Vostok uzay aracı ile uzaya çıkıp Dünya etrafında bir tur atmasıyla birlikte de psikolojik üstünlük tamamen Sovyetler’e geçmişti. Hatta ABD’nin yarışta geride kaldığı dönemlerde Ay’a Atom bombası atma planları dahi gündeme gelmişti. Yaşanan bu gelişmeler karşısında Apollo programını hayata geçiren ABD, geri kaldığı yarışta öne geçmenin tek yolunun Ay yüzeyine bir astronot göndermenin olduğunu düşünüyordu. Bu amaç doğrultusunda Apollo projesinin hayata geçirilmesine kara verildi. Apollo projesi kapsamında yapılan yüzlerce denemede hayatını kaybeden astronotlar ve harcanan paralara başarısız sonuçlar da eklenince uzay programına ayrılan bütçeye tepki gösterilmesine neden oluyordu. Ancak gelen bu tepkilere rağmen uzay araştırmaları güçlü olma iddiasını korumak isteyen ülkelerin para harcamaktan kaçınmadığı bir alan olmaya devam etti.

1972 Yılından Bu Yana Ay’a Neden Hiç Gidilmedi?

 

Bir Yerde Kuralları İlk Giden Koyar

Önce gitmek .. Uzaya gitmenin sadece bilimsel ilerleme ile ilgili olmadığını artık hepimiz biliyoruz. Uzaydaki kurallar, oradaki madeni kaynakların işletilmesi, günümüz kara suları ve hava sahalarına benzer sınırların çizilmesi, tıpkı geçmişte Amerika Kıtasının paylaşılması gibi kurulacak koloniler için gezegendeki toprakların paylaşılması vb. konular gibi. Bu yönüyle de uzay araştırmaları hem gidilecek yerde hem de dünyada koyulan siyasi, ekonomik, hukuki ve teknolojik kurallarda söz sahibi olma iddiasında önemli bir meşruiyet kaynağı olması muhtemel.

İlk bakışta kulağa çok uzak bir zamandan bahsediliyor gibi gelebilir. Ancak biz bunları konuşurken Japonya’nın 2014’te uzaya fırlattığı Hayabusa2 uzay aracı göktaşlarında değerli maden arayışlarına çoktan başladı bile. Üstelik uzay araştırmaları için yapılan AR-GE çalışmaları sırasında elde edilen ürünlerin ve onlara ait patentlerin endüstriyel gelir kapısı hale gelmesi cabası. Bu bağlamda NASA’nın yayınladığı “Uzay Yolculuğu Olmasa Sahip Olamayacağımız 20 Buluş” yazıya göz atabilirsiniz.

 

Uzay Araştırmaları: Coğrafi Keşifleri Yeniden Kaçırmamalıyız ..

Tarihteki örnekleriyle bugün uzay araştırmalarının gerekliliğini anlamak oldukça önemli. Zira geçmişte kaçırdığımız sanayi ve teknoloji ilerlemelerine duyduğumuz hayıflanmaları, bizler de bugün adım atmayarak gelecek nesillere yaşatma sorumluluğunu taşıyoruz. Nitekim 2018 yılında kurulması kararlaştırılan Türkiye Uzay Ajansı (TUA)’nın amacı “Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerine yönelik orta ve uzun vadeli amaçları, temel ilke ve yaklaşımları, hedef ve öncelikleri, performans ölçütlerini, bunlara ulaşmak için izlenecek yöntemler ile kaynak dağılımlarını belirlemek ve gereken uygulamaları yapmak için kurulmuş bir devlet kuruluşudur.” şeklinde belirtilmiştir. Bu amaçlar arasında benim en çok dikkatimi çeken “kaynak dağılımlarını belirlemek” ifadesi oldu. Çünkü dünyadaki değerli madenlerin hali hazırda paylaşılmış olması, uzaydaki değerli maddelere ilk ulaşan devletler arasında olmayı daha değerli ve anlamlı bir amaç haline getiriyor.

Space X ve Mars’ta Hayat Kurmak Mümkün mü?

Türkiye’de uzay araştırmaları açısından yaşanan bir diğer önemli gelişme olarak, Türksat 5A uydusunun fırlatılmasını gösterebiliriz. Türksat 5A önemli bir haberleşme uydusu olmasının yanında, kendisinden sonra gelecek olan 6A uydusunun yerli üretim olması açısından önemli bir deneyim aşaması oldu. Üstelik SpaceX firmasının Falcon 9 roketiyle gönderilmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Elon Musk ile görüşmeler gerçekleştirmesi, Türkiye’nin geç kaldığı bu yarışa katılma ve ilişkiler kurma konusundaki hevesini gösteriyor. Ancak TUA‘nın kurulması ve bahsettiğimiz gelişmeler bizlere heyecan vermekle birlikte, uzay araştırmalarına ayırdığımız bütçenin istenilen seviyeye gelememesi, somut beklentilere girmek için erken olduğunu gösteriyor.

 

Son verirken ..

uzay

Bugün içerisinde yaşadığımız dünyanın bilinen sınırları ve kaynakları neredeyse paylaşıldı. 21.yy’ın coğrafi keşifleri uzayda yaşanırken, bu süreçte yerini almayanların geride kalacağı yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Uzay madenciliği, dünya dışında koloni kurulması, yeni sistemlerin keşfedilmesi gibi konular bugün bazı kesimler için çok önemli gözükmüyor olabilir. Fakat yarının önemli gündem başlıkları arasında bu konular olacaktır.  Coğrafi keşifler nasıl ki dünya tarihinde önemli değişiklere yol açtıysa, uzayın keşfedilmesi de dünya ekonomisini ve siyasetini yeniden şekillendirme potansiyeli taşımaktadır.

Bugün nasıl ki bir ülke kendi “x” ihtiyacını üretemediğinde gençlerini “boş işlerle uğraşmak”, kendinden öncekileri de “odun atılacak ateşi yakmamak, hedef koymamak” ile suçluyorsa, yarın da “millet uzaya giderken siz ne yapıyordunuz” diyen insanlar olacak. Evet, hayatın gerçekleri  ve koşulları aklımızın bir köşesinde dursun. Ama bu ülkede uzayın keşfine katılan bilim insanları arasında olma hayali kuran gençleri de olsun..

Çünkü bugün insanlığın ulaştığı pek çok hedef, bir zamanlar küçük bir çocuğun hayaliydi.

Bu Yazıyı Paylaş
Erdem Güç

Erdem Güç

Kurucu & Genel Yayın Yönetmeni // Kamu Yönetimi (PhD)