Aradığın Kelimenin Peşinden Sayfalarca Koşmak ..

Aradığın Kelimenin Peşinden Sayfalarca Koşmak ..
Sosyal Medya

Pelin Yılmaz

Yazar // Aytink
Türk Dili Ve Edebiyatı Öğretmeni

instagram:
Pelinin Kütüphanesi
Pelin Yılmaz
Sosyal Medya

Paylaş

Kalemi, kâğıdı kendime derman ettiğim bir gün daha yaşıyordum. Ne kadar da yorulduk. Belli etmesek de hepimizde bir burukluk mevcut aslında. Gülümserken bile fırtınalar kopabiliyor içimizde. Kış aylarında mutlu olabilmek çoğu zaman pek mümkün olmuyordu benim için. Adeta güneş enerjisiyle çalıştığımı söyleyenler bile oldu. Bense böyle günlerde hep aynı şeyi yaparım. Alır kâğıdı kalemi elime, saatlerce yazarım.

Hani bazen uzun sessizlikler olur hayatımızda. Yanlış yerde, yanlış kişilerde yanlış zamanda olduğunu bilirsin de ama yine de anlatamazsın kendine, çırpınır durursun cümle kurabilmek için. Âmâ sözcükler tükendiyse, çıkmıyorsa dudaktan sözler kalkıp gitmeyi bilmeli ve cesaret edebilmeli yeni insanlarla tanışmaya. Yönümüzü değiştirmeye cesaret edemiyoruz çoğu zaman. Aslında bir yapabilsek bir yerlerde bizi anlayan birileri mutlaka olmalı. Çok yükleniyoruz kendimize. Neden omuzlarımızda bu ağırlık. Nereye gitsek, hangi şehri hangi çiçeği sevsek kurtulamadık bu yükten. Ama en çok kendimize iyi bakmalıyız. Huzurdan ötesi kendimize zulüm. Çünkü düşünmüyor seni senden başkası, anlamıyor derdini.

Tolstoy İtiraflar’ında  ‘Sevdiğin insanları kaybetmeye alıştığın zaman, hayatı çok önemsememeye başlıyorsun.’ diye yazmıştı.

O kitap ağır bir etki bırakmıştı üstümde. İster istemez sorgulamaya başlamıştım hayatı.
Yazmak kadar okumak da kaliteli diye adlandırılan zamana örnekti benim hayatımda.
Mesela aranızda İlhami Algör okuyan var mı hiç? Onunla ilk tanıştığımda ne okuduğumu dahi anlamamıştım ama farklı bir keyif almıştım. Böylesi sıçrayışlara daha önce denk gelmemiştim. Bu çağrışımlar ve göndermeler için yazar olmak yetmezdi elbet. Cepleri tıka basa dolu bir yazar olmak gerekirdi.

Başka bir kafası var İlhami Algör’ün , Onu seven tam severken sevmeyen ise asla sevmeyecek türden .Her göze güzel görünmeyecek , herkesin okuyamayacak olması öyle güzel ki …’Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’yu okuduğumda yazar kulağıma ben başkayım diye fısıldamıştı çoktan .Bir şey okudum ama bu neydi dedim bitirdiğimde .Eline kalemi almış ve yazmış. Önce tebessüm ettirdi girişiyle, bir baktım 80’lere 90’lara gidiyoruz. Sadri Alışık hüznüne kapıldım bir ara. Orhan Baba ‘Yazıklar Olsun’ diye bağırıyordu sonra. İlhami Algör kalemi elinde racon kesiyordu bana ☺ Rahatsız oldum mu olmadım mı bilmiyorum. Ne diyeceğimi dahi şaşırdım. Film bitmiş de herkes salondan çıkarken aklı son sahnede çakılı kalmış adam ruhuyla kalakaldım. Mesela bu kitapta: ‘Ne olmuştu da seninle dünyanın her yerine gelirim diyen Müzeyyen, çekip gitmelere başlamıştı.’ diyor. Bu kısım size kendinizi sorgulatmalı bence, ‘Çok seviyor’ diye kendinizde her hakkı görmemeli ve karşınızdakinin hiç gitmeyeceğini düşünmemelisiniz. Kitap 56 sayfa ama sakın çerezlik niyetine okunacağını sanmayın ..Öyle ağır ve dağınık bir üslup kullanılmış ki resmen kitap sizi çerez yapıyor .Bir satırı tekrar tekrar okutup düşündürüyor .

‘Albayım Beni Nezahet ile Evlendir’

ise hikayesi olmayan bir kahramanı ya da belki kahramanı olmayan bir hikâyeyi anlatıyor. Tam bir İlhami ALGÖR klasiği. Hikâyeye göre adam kadını çok seviyor. Sevdikçe ruhu büyüyor eve sığmıyordu. Tutkunun ete kemiğe bürünmüş hali kahramanımız kendi kendine konuşuyordu. İlhami ALGÖR usul yazar, çaktırmadan derin sulara daldırırdı. Hani ilk defa gittiğiniz bir mekânı çok sever sık sık gitme kararı alırsınız ya. İşte bu da öyleydi benim için. Fakat Müzeyyen bittikten sonra koşa koşa gidip aldığım bir kitaptı. Hayat hakkında fikri olmayanlara yazılmış kafası karışık bir hikâye diyebilirim.

‘İkircikli Biricik’i okuduğumda ne o tesadüf sandığın şey gerçek miymiş demişti. ☺ Kapağı açtım ve kapadım. Her şey bir anda oldu. Tıpkı diğer kitapları gibi ..Fırtına misali esti her şeyi yerinden oynattı ve gitti .Peki konusu muydu ? Okuyanların çok iyi bildiği gibi tabi ki hayır. Hani diyor ya bu kitapta ‘Zamanın iyi şeyler getirmek gibi bir derdi olduğuna inanmıyorum. İlerde bir yerlerde iyiliğin bizi beklediğine de inanmıyorum.’ Tam da hayat gibi değil mi bu satırlar. Öyle kendine has, özgün bir dili var ki yazarın. İnişli çıkışlı ama akıcı. Yalnızlık kavramını güçlendiren tanımlamaları, tasvirleri kendi içimizde yaşadığımız yalnızlıkla aynı. Hem de herkes için farklı farklı.

Kitabın kapağını kapattığımda Hoş geldin üstat demiştim, aklımın köşesine, dilimin ucuna, kitaplarımın arasına hoş geldin. Algör’ün daima içindekileri yazıya döküp bizimle buluşması ümidiyle.

Bu yazıya da başlayalı epey oldu ama hani kelimelerle oynamanın bedeli tek bir kelimenin oyuncağı olmaya mahkûm olmakmış diyor ya bir üstat günlerdir aradığım bir kelimenin peşindeydim, ama sanırım artık sona geldim.

Okumak ve yazmak. Bunlara şükrederek bitiriyorum yazımı.

Dünyanın en güzel iki eylemi değil mi sizce de?

Sağlıcakla,

Bol kitapla,

Ve her gün mutlaka bir doz şiirle kalın..

Bu Yazıyı Paylaş