Kolinin İçindeki Kültür

Kolinin İçindeki Kültür

Aranızda doğduğu evde oturmaya devam eden var mı? Hatta daha da yanıtlanabilir kılalım: Doğduğu muhitte oturmaya devam eden kaç kişi kaldı?

Kolinin İçindeki Kültür Yazısında Bana Eşlik Eden Şarkı: The Best of Jazz

Biraz okumaya, sonra dinlemeye, sonraları da sorgulamaya başlayan çoğu insanın içinde kaybolduğu bir mesele var: “Neden sığ bir kültürel döngünün içindeyiz, neden insanlar yerinde sayma konusunda bu kadar ısrarcı? …”

Buna birçok neden bulabileceğimiz, hepimizin farklı bir neden ileri sürebileceği fazlasıyla aşikâr. Beni bu konuda en fazla etkileyen, en orijinal fikirlerden biri “Göçme” (taşınma) güdümüzden vazgeçemememiz.”

Sürekli yer değiştirmeye dair dizginlenemez güdümüz

Bu fikri ilk defa anlamlandırmaya çalıştığım zaman benim için de fazlasıyla soyut, fazlasıyla uzak bir ihtimal gibi görünüyordu. Fakat davranışlarımıza, alışkanlıklarımıza dair objektif bir gözlem yaptığımda her şey bu fikrin doğruluğunu gösteriyordu. Ve bu sürekli yer değiştirmeye dair dizginlenemez güdümüz maalesef kültürel gelişimimizi de olumsuz etkiliyordu.

Bu fikirle ilk karşılaştığımda bana yöneltilen soruyu size de sorayım: Evinin bodrumunda veya kilerinde çok önceden alınmış beyaz eşyaların kolilerini saklamayan; hatta mahalledeki marketten edindiği kolileri ne olur ne olmaz diyerek bekletmeyen kaç kişi var aramızda?

 

Kolinin İçindeki Kültür ‘ün Kökleri

Bilinçdışımıza yerleşen bu güdü bizim bir eksikliğimiz, bir suçumuz mudur peki ? Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Gündelik dilimizde bile fazlasıyla kullanılan “genetik aktarım, kültürel devamlılık, kolektif bilinçdışı” gibi yadsıyamayacağımız gerçekler bizde bu güdünün sürmesine neden oluyor.

Köklerimizin yeşerdiği Orta Asya’da göçmenliği sayesinde kuvvetli kalmayı başarmış bir ırkın tamamen olmasa da belki büyük oranda torunları, üç kıtaya hükmeden fakat kaçınılmaz olarak yıkılan bir imparatorluğun tebaasının evlatlarıyız sonuç olarak. Hatta bazılarımız dedesinden hala yörük yaşayışının gereklerini, hangi mevsimde nereden nereye göçtüklerini dinlemiyor mu ?

Hayatımızda en az iki üç kere bir yerlerden ayrılıp bir yerlere taşınıyoruz.

İşte böyle geçmişten günümüze gelen bir taşınma(göçme) hali hepimize sirayet etmiş durumda. Şimdilerde sadece biraz şekil değiştirdi. Sürekli halde bir yaşam tarzı olmasa da hayatımızda en az iki üç kere bir yerlerden ayrılıp bir yerlere taşınıyoruz.

Bu durumu pek bilindik bir örnekle irdelemek gerekirse… Nasıl ki tarih derslerinde sıkça duyduğumuz “Türkler, Uygur devletinde yerleşik hayata geçmesiyle birlikte sosyo-kültürel gelişimlerini hızlandırmıştır.” öğretisini büyük oranda kabulleniyorsak; bizim de bir kültür oluşturabilmek, kendimizce belli bir gelişim sağlayabilmek için yerleşik kalabilmek üzerine biraz da olsa değerlendirme yapmamız gerektiği kanısındayım.

 

“Kültürün birike birike kemale ermesinden sonra zenginlik ile buluşarak evrilip bir hayat tarzı olan, sistemleşen haline medeniyet diyoruz.”

 İskender Pala

 

“Okuyan mı yoksa gezen mi daha çok bilir ?” gibi klişe bir sorudan ziyade “Bilmek için sadece okumak yeterli midir ?” sorusunu yöneltelim kendimize.

Tüm gündüzümüzü TED konuşmalarını dinleyerek, tüm gecemizi anlamaya yönelik okuyarak geçirsek dahi yeterince tamamlanmış hissedecek miyiz kendimizi ?

 

Bir Garip Pygmalion veya Biz

 

Etkileşimsiz bir kültürel gelişim düşünülebilir mi ?

Ne kadar 21. yüzyılda mekan sınırlarını aşmış görünsek de sohbetine doyamadığımız ve konuştukça büyüdüğümüzü hissettiğimiz insanlarla karşılıklı iki bankın üzerine oturmadan kendimizi doymuş hissetmek ne kadar mümkün olabilir ki.. Sevdiğimiz, bize doyum sağlayan insanlarla bir arada olabilmek, bir yaşam alanını paylaşabilmemiz için de; evet, belli bir yerde kalmak konusunda ısrarcı olmak ve orada ortak bir kültür oluşturmak gerekiyor.

 

Bu fikri haddinden fazla büyüttüğümü düşünmenize imkân vermeden, benim de bunun yüzlerce sebepten sadece bir tanesi olduğuna inandığımı fakat sebeplerin içinde en ilgi çekicilerden biri olarak bulduğumu da bilmenizi isterim.

 

Her anlamda azami saygı ve özgürlüğe kavuşabildiğimiz bir toplum dileyelim şimdilik..

 

Elbette buram buram Viyana kokan şehirlerde yaşama hayallerimizin devam etmesine müsaade ederek..

 

Zihnimi aralayıp içeri ışık girmesine izin vermem için her fikriyle o aralığı zorlayan Murat Türkben’e ithafen.

 

Bu Yazıyı Paylaş
Emre Değirmencioğlu

Emre Değirmencioğlu

Aytin.com Yazarı // Psikolojik Danışman - Eğitim ve Kariyer Danışmanı