Küçük Bir Vicdan Meselesi

Küçük Bir Vicdan Meselesi

Ben müzik duyduğunda bedenini, kelime duyduğunda beynini raks ettirmeyi seven bir insanım. Bu yüzden bir yere girerken ayaklarım değil kelimelerimin tınısı girer benden önce. Yürüyeceğim yol uzun, azığım bitmesin diye geçtiğim her yerden bir kelime istiflerim mesela.

“Aaaa üstüme iyilik sağlık deli mi ne, kelimeleri nasıl istifliyorsun.” dediğinizi duyar gibiyim. Çok basit. Bazen tişörtümün eteğini çuval yapıp dolduruyorum bir bostanda domates toplar gibi… Bazen de ellerimle pantolonumun cebinde saklıyorum hiç duymadığım ya da çok sevdiğim kelimeleri. Uzmanlar bu durumu ‘algıda seçicilik’ diye açıklıyor belki ama ben ‘kelime istifçiliği’ demeyi daha çok seviyorum. Çünkü ödüm kopuyor; zamanla kelimeler tükenecek, modası geçti diye zihnimizin raflarından kaldırılacak diye.

Elbette dünya bu kadar hızlı değişirken kelimelerin de değişmesi çok normal.

Ama bazıları var, kullanımı güncellenmiş.

Türk Dil Kurumu’nun yapmış olduğu anketi görenleriniz vardır belki. 2025 yılının kelimesi olarak “Dijital vicdan” seçildi. İlk başta kulağa garip gelse de durup düşününce       “Evet, hepsi var. Tam olarak bu durumdayız artık.” diyorsun.

Öyle ya…

Eskiden vicdan içimizdeydi, kafamızı yastığa koyduğumuzda yastığının içinin malzemesi değildi rahat uyumamızı sağlayan ya da bizi rahatsız eden.

Şimdilerde vicdanımızı da cebimizde taşıyoruz.

Bankamız gibi…

Alışveriş mağazalarımız gibi…

Onlar nasıl kolaylaştırıyorsa hayatımızı orada paylaşım yapıp geçmek de öyle rahatlatıyor vicdanımızı.

Bir yerlerde birilerinin acıdan kalbini söken olaylar yaşanıyor.

Biz hemen bir tıkla beğeni, paylaşım ha bir de hikayeye ekle yapıp geçiyoruz.

Sonraki stroyde gezdiğimiz yeri ya da içtiğimiz kahveyi paylaşmak için daha çok zaman ayırıyoruz.

Çünkü paylaştıysak içimiz rahat.

Gerisinde bize dokunmayan yılan bin yaşasın deyip kapatıyoruz vicdanımızın bildirimlerini.

Öyle olmasaydı eğer

“Ormanlarımız yanmasın, doğamız çöp olmasın, su kaynaklarımız tükenmesin.” diye bangır bangır bağırdıktan sonra ortalığın pürü pak olması gerekti en basitinden.

Ama olmuyor.

Çünkü dijital vicdan, gerçek vicdanı kısa bir süreliğine susturuyor.

Bir story kadar…

Bir bildirimlik…

Bir kaydırma mesafesi…

Sonra hayat kaldığı yerden devam ediyor elbet edecek, etmeli de ama ne olursa olsun vicdanımız sadece parmak uçlarımızda değil de büyüklerimizden öğrendiğimiz başımızı yastığa rahat koyduracak şekilde olmalı.

Ben kelimeleri bu yüzden topluyorum belki de.

Gün gelir lazım olur diye…

Bir kelime içimize sıcaklık katar, insanlığımızı hatırlatır diye.

Merhabamı el uzatarak değil de bir kelime bırakarak yapıyorum sevgili okur.

Bu kapıya ilk kez geldim çünkü.

Bir elim kapı kolunda.

Diğer elimde cümleler…

“Okunur da girerim belki bir kalbe.” özgüveniyle…

“Olmazsa da kimseye fark ettirmeden çıkarım.” düşüncesiyle….

Yazarın notu:

Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız,

Mabel Matiz’den “Mendilimde Kırmızım Var”ı dinleyin, iyi gider

Sevgiyle ve duyguyla kalın

Bu Yazıyı Paylaş

Tuğba Pekbalcı

Edebiyat Öğretmeni