İletişim ve Dil Yarası…
İlk iletişimimizi daha dünyaya gelmeden, anne karnında annemizle kurmaya başlıyoruz. Dönüyoruz, tekmeliyoruz. İnsan hücreleri bir araya gelirken dahi haberleşerek birleşiyorlar. İletişimin en güzel zamanları yani…
Asıl problem dünyaya geldikten sonra başlıyor. İletişim; iki birim arasında duygu ve düşünceleri bir takım araçlar kullanarak, mesaj alışverişi sağlamaktır. Belki de bu şekilde öğrendiğimiz için uygulamada zorlanıyoruz…
Elbette çağımızın belli başlı çok problemi var. Fakat bunların ilki kesinlikle “iletişim” problemi. Bize en gerekli olan iletişim kavramını kullanamama sorunu insanların olduğu her toprak parçasında mutlaka var. Engel tanımayacak bir kavram iletişim. Hayatta ne eksik olursa olsun, iletişim her zaman vardır. Duygular ve hisler mutlaka o mesajı iletir. Ama işte…
Gelelim günümüze… İnsanların çoğu yazarak iletişim kurmayı seviyor. Hatta daha rahat ediyor. Çünkü muhattabının gözüne bakmadığında duygular daha az kıpırdıyor. Etkilenme oranı daha da azalıyor. Kimileri de sosyal anksiyeteden bu kanalı tercih ediyor. Bunu en sık sosyal mecralarda görüyoruz. DM atarak açılanlar, mail atarak kurumsal bir dille laf sokanlar ya da cesurca yorumlar yaparak eleştirenler. Karşısındaki muhattabı ile yüz yüze geldiğinde ise tebessüm ederek uzaklaşılan bir metoda dönüşen yazılı iletişim, daha kolay olsa da bir iletişim problemine dönüşüyor. Oysa ki, selamlaşarak, gülümseyerek, empati yaparak, göz teması kurarak, karşısındaki kişiyi dinleyerek hareket etmek her zaman en etkili iletişim tekniğidir. Ve bir de üslup tabii ki..

Dinleyerek iletişim kurmaya başlamak
Güzel birleşmelerin sonu, kötü iletişim sonucu acı bir vedayla sonuçlanıyor. İş,aşk,arkadaşlık hepsinde bu sorunları yaşamışızdır. Temel soruna baktığımızda tek bir sebep söylemek yetmez. Çünkü herkesin bir derdi var, durur içerisinde… Herkes haklı, herkes gururlu ve herkes biraz gergin. Sosyo-ekonomik veya çevresel faktörler bu problemin sebeplerinden olsa da iletişimsizliği masumlaştırmıyor. Kendimizce hep bir mazaretimiz var. “Sen benim ne yaşadığımı biliyor musun, bu aralar çok mutsuzum, biz genel olarak sinirli milletiz, o önce kendine baksın” gibi cümlelerle kendimizi kandırmayalım. Hepimiz insan olarak kendimizden sorumluyuz. Biz üstümüze düşeni yapmadan ön yargılı iletişim kurduğumuzda bu problem çığ gibi büyüyerek artıyor.
En büyük iletişim problemleri ise iş hayatında oluyor. Yöneticilerin kendi sorumluluğundaki çalışanlarına karşı olan tavırları fazlasıyla yersiz olabiliyor. Veya kendi egolarıyla ayakta duran bazı “title kişileri” empati yapamayıp egolarının kurbanı oluyor. Oysa bunun çözümü oldukça net. “Dinlemek”. Biz kimseyi dinlemiyoruz, karşıdaki insan konuşurken kendi söyleyeceklerimizi kafamızda planlayıp cevap veriyoruz. Doğal olarak iki taraf da bunu yapınca gürültülü bir süreç başlıyor. Sonucunda ise nefret ve intikam duyguları gelişiyor. En acısı da sonrasında üzülüyoruz. Dinleyerek iletişim kurmaya başlarsak, bu problemi kesinlikle aza indirgeriz.
Kısaca iletişimsiziliğin asıl nedenleri;

-Dinlememek
-Sakin kalamamak
–Empati yapamamak
-Sabırsızlık
-Hakimiyet kurma çabası
-Haklı çıkma çabası
-Ekonomik çıkmazlar
Son madde nerden çıktı diyebilirsiniz. Ama gerçekten etkili bir sebep. Eğer yarını düşünmenize gerek kalmayacak bir paranız varsa daha az gergin olursunuz emin olun…
Not olarak şunu da paylaşmak isterim. Çok sakin, anlayışlı hatta maddi olarak iyi bir yerde bile olsanız sürekli gergin olacağımız bir yer var. “Trafik”. Bu da uzmanların araştırması gereken bir konu olduğu için yorum yapmak istemiyorum.
Yazımı okurken “sen sanki bunları yapıyorsun, çok biliyorsun” gibi bir yerden yargılamayın. Ne yapıyorduk? Önce kendimizden başlıyorduk ..
Papatya çayı içmeden sakin ve anlayışlı olacağımız bir dünya olur umarım.
İletişim çağında büyüyen bir nesil olarak, bu manidar problemin çözüldüğünü görmek hepimizin hakkı bence. Aksi takdirde antidepresan çağına doğru gidiyoruz. Gelmiş de olabiliriz. Sevgiler…