Dijital Kalabalıkta Yalnızlık
Neden herkes çok yakın? Ya da madem yakın, o zaman niye kimse birbirini tanımıyor? Telefon ekranlarımızın hiç olmadığı kadar kalabalık olduğu bir dönemdeyiz. Peki ya kalbimiz? Modern çağın görünmeyen sessizliği, bizi dijital kalabalığın içinde yalnız bırakıyor.
Yalnızlık, evin içindeki sessizlikten, tek başına hissetmekten ibaret değil sadece. Kalabalık bir metroda, bir kafenin ortasında, yüzlerce mesajın arasında bile derin bir yalnızlık hissediyor olabiliriz. Telefonumuza sürekli bildirimler akıyor, sosyal medya listelerimiz kabarık… Ama aynı anda hayatlarımız birbirine hiç olmadığı kadar uzak. Bazen düşünüyorum herkes takipleştiği kişilerin yüzde kaçıyla görüşüyor diye. Kendimi örmek versem yüzde 1 ila 2 arasında kalıyor. şimdi sosyal medya şöyle falan klişelerine girmeyeceğim. Sonuç olarak hepimiz severek kullanıyoruz. Keyifli de vakit geçiriyoruz. Hatta artık insanlar bu mecralardan para kazanıyor. Meslekler oluştu. Konu neyin gerçek neyin sahte olduğu…

Çağımızın adı konmamış duygusu: Dijital kalabalıktaki yalnızlık diyebiliriz.
Bağlantı var, etkileşim var, bir kaç cümlelik sohbet var ama samimiyet yok. Elbette samimi olmak zorunda değiliz kimseyle. Ama bu durum duygu eşiğimizi fazlasıyla düşürüyor. Aldığımız bir ölüm haberi, gördüğümüz bir olumsuz haber ya da yakınımızın bir problemi için empati yapamıyoruz. Anlık tepkiler verip geçiyoruz…
Teknoloji bizde her şeyi hızlandırdı. Konuşmalar, tepkiler, kararlar, duygular… Fakat yakınlık dediğimiz şey hızla değil, temasla, zamanla ve samimiyetle oluşuyor.
Bugün insanlar birbirine daha hızlı ulaşıyor ama daha az anlıyor.
Herkes birbiri hakkında çok şey biliyor ama kimse kimseyi gerçekten tanımıyor. Gördüğümüz ve göründüğüz kadarıylayız…

Bağ kurmuyoruz, sürekli parkuru tamamlamaya çalışıyoruz
Görünme hırsı ve sahte iletişimin kurbanıyız.
Dijital platformlar bizi sürekli görünür olmaya zorluyor. Bir fotoğraf, bir hikâye, bir paylaşım…
Ama bu görünürlük, bir tür personaya dönüşmüş durumda.
Gerçek duygular için alan yok, herkes bu dijital kalabalığın oluşturduğu çemberin içinde olmaya çalışıyor.
Birçok insanın yalnızlık hissinin nedeni de tam olarak bu…
Bağ kurmuyoruz, sürekli parkuru tamamlamaya çalışıyoruz.
Dijital dünyada hiç durmayan bir kalabalığın içindeyiz.Alışınca güzel geliyor fakat sular çekilince anlıyoruz. Günün sonunda herkes kendi odasında, kendi ekranında ve kendi iç sesinde yalnız kalıyor.
Asıl ironi ise,
İnsanlar, yani bizler, yalnız olduğumuzu en çok “benim çevrem geniş” derken hissediyoruz. Şov seviyoruz aslında… Bu şovun tek kahramanı da biziz…
Dijital dünyadan kopmak mümkün değil, buna gerek de yok. Ne kadar işimize yarıyorsa sonuna kadar kullanalım elbette. Dijital kalabalığın ortasında yalnız hissetmek bir zayıflık değil; zamanın ruhu. Gerçek ilişkiler hâlâ mümkün. Hâlâ değerli. O anların değerini bilmekse bize kalmış.
Önemli olan, bağlantı sayısı değil, eğer bir fenomen değilseniz tabi 🙂 Asıl olan kalabalıkların içindeki bizleriz…
Sadece Eşref değil, hepimiz Tek’iz…