“Arada Kalanlar” Bölüm 1 : Geçmiş İle Gelecek Arasında

“Arada Kalanlar” Bölüm 1 : Geçmiş İle Gelecek Arasında

Geçmiş ve gelecek… İşte hepimizin hayatını şekillendiren o iki zaman kavramı. Aklımızdan çıkmayan en büyük ikilemle yüzleşelim; çünkü mesele zamanı yönetmek değil, insanın “anda” var olamamasıyla ilgili.

Peki, biz neden içinde bulunduğumuz zamana kendimizi ait hissetmiyoruz? Anda kalamıyoruz ?

Bir ağacın geçmişe olan özlemi

Ne geçmişe dönebiliriz ne de geleceğe gidebiliriz. Belki de insanlar, zamana ait olmayan tek canlıdır. Bir ağacın geçmişe olan özlemini bilmiyoruz; eğer öyle olsaydı, Çengelköy’deki asırlık çınar çoktan kurumuştu. Ya da bir martının yarın ne olacağını düşündüğünü bilmiyoruz; hepsi, o an nereye uçması gerekiyorsa oraya uçarak yaşıyor.

Fakat insanlar, hem geçmişinin yükünü taşır hem de henüz gelmemiş günlerinin kaygısını… Tam bu noktada aklımız karışır, ruhumuz bulanır. Hatırladıklarımız, hayal ettiklerimize bulaşmaya başlar. Geçmişten gelen o tecrübe kırıntıları, kurduğumuz hayalin içinde bir yer bulur kendine. Oysa ikisi de gerçek değildir; biri artık yoktur, diğeri henüz var olmamıştır. Kendimizi kötü hissettiğimiz yer, tam da bu kısımda başlar. Sebebi ise içinde bulunduğumuz anı yaşayamamaktır.

Dil bilgisinde hep karşımıza çıkan zamanlar: Geçmiş, gelecek ve şimdiki… Derdimiz ilk ikisiyle. Bizi biz yapmış ve yapacağını düşündüğümüz bu iki kavram, şimdiki bizi saf dışı bırakıyor.

Zor olanı yaptığımızda, kolay olan zihinde sadece bir tebessüm bırakır

“Aman boş ver geçmişi, geleceği; anın tadını çıkar” gibi bilinçsizce bir tavsiyeden yana değilim, merak etmeyin. Böyle yaşayamayız zaten. Unutmak ve hatırlamak farklı şeylerdir. Unutmak zor, hatırlamak kolaydır. Zor olanı yaptığımızda, kolay olan zihinde sadece bir tebessüm bırakır ve o tebessüm bize güçlü hissettirir.

Geçmiş, bize kim olduğumuzu hatırlatır; hatalarımızı, kaybettiklerimizi, verdiğimiz kararları, sevdiğimiz insanları… Bunlar bizim yaşanmışlığımız, karakter özgeçmişimiz, yola çıktığımız kılavuzumuzdur. Gideceğimiz yere onları bırakıp gidemeyiz; geçmiş bizim dümenimizdir. Eğer onları yok sayarsak kendimizi kandırmış oluruz.

Gelecek ise umut kaynağımızdır; hayal kurmak, plan yapmak, daha iyi bir hayat istemek bizim en doğal hakkımız. Ancak burada çok beklememek gerekir. Geleceğe çok tutulduğumuz anda düşmeye başlarız; çünkü var olmayan bir yerde ömür geçirilmez. Geçmişte kalanla fazla hayalci olan insanların, yolda yalpaladığına çoğumuz şahit olmuşuzdur.

Gerçek, ikisini de yanımıza alıp yürüyebilmektir; ikisi arasında seçim yapmak değil. Bu dengeyi sağlamanın yöntemi de “şimdi”yi görmekten geçer. İnsan, bu ikisi arasındaki köprüdür. Bir uçta hatıralar, bir uçta ihtimaller… Biz ise şimdideyiz. İki uç da çok hassas olduğu için çabuk kırılabilir. Doğru olan, geçmiş ve gelecek arasında sıkışmak değil, arasından geçmektir. Tam bir denge tahtası aslında. Her zamanın bir ruhu vardır ve biz olduğumuz zamanın ruhunu yaşayıp farkına varırsak, tüm sistem rayına oturmuş olur. “Kolaydı zaten” demek yerine bir adımla başlayabiliriz. Puzzle parçalarını tek tek yerleştirdiğimizde bir aydınlanma olacaktır muhtemelen.

İletişim ve Dil Yarası…

Şu “Anda” kalmak ..

Bizler bugün, hayat henüz başlamamış gibi yaşıyoruz. Daha iyi bir iş olunca, daha çok para kazanınca, hayallerimiz gerçek olunca, beklemediğimiz bir haber alınca her şeyin yerine oturacağını düşünüyoruz. Fakat süreç hep değişiyor ve yine hayal kırıklığı yaşıyoruz. Belki de anı bir oyun gibi görüp ona göre ilerlemeliyiz. Kaybedince de tekrar başlamalıyız. Oyunu bitirmek için değil, sonucunu değiştirmek için oynamalıyız. Arada kalmak zor olsa da bizi hep büyütür. Keşke kalmasak… Ama doğamız bu. Yaşamalıyız.

Aradığımız şey her ne ise; ne dünde ne de yarında. İhtiyacımız olan, sadece “şu” anda.

Bu Yazıyı Paylaş

Hüseyin Koyuncu

Aytink.com Yazarı // Senarist & Oyuncu