Her Şeyi 36 Poz Film İçine Sığdırdığımız Zamanlar Nasıldı?

Her Şeyi 36 Poz Film İçine Sığdırdığımız Zamanlar Nasıldı?
Erdem Güç

Erdem Güç

Kurucu // Aytink
Siyaset Bilimi - Kamu Yönetimi

//Tarih//Teknoloji//Sosyoloji //Müzik
Erdem Güç

Paylaş

Çok uzak sayılmaz, yakın geçmişin en önemli tanığı 36 poz hakkımızın olduğu fotoğraf makineleriydi. Şimdi gelin o yılları şöyle bir analım ve bilmeyenlere de anlatmış olalım ..

Önce dijital fotoğraf makineleri, ardından kameralı telefonlar derken 36 poz filmli makineler tozlu rafların yolunu tuttu. En popüler sosyal fotoğraf platformu olan Instagram’da her 10 saniyede yaklaşık 7-8 bin civarında resim paylaşılıyor. Paylaşılan resimlere her 10 saniyede ortalama 200 bin beğeni ve yorum geliyor. Hal böyle olunca özel anlarımızı 36 poz içine sığdırdığımız zamanlar bir anda “çok eski” yıllarmış gibi gelmeye başlıyor ..

 

 Okurken dinlemek isteye bilirsin:Ludovico Einaudi – Una Mattina” 

 

Dolmuş şoförü gibi her kareye olabildiğince kişi sığdırmak

Filmler pahalı, tab ettirmek de bir o kadar maliyetli tabi. O yüzden her kareye olabildiğince çok kişi almak önemli. Yan yana sığmıyoruz, gençler yere çökün, kısalar öne geçsin . Peki fotoğrafı kim çekecek ? Şanslıysak yoldan geçen birinden rica edersin. Çekecek kimse bulunamadığı zaman ise ailenin/ortamın en mülayimini bu ulvi görev için “zorla” gönüllü seçersin.

 

İlk poz önemsiz, Son poz ise “kıymetlimiz ..”

Fotoğraf makinesine film takılırken ilk pozun bir kısmı yanık olduğu için genelde kullanılmaz ve boşa giderdi. İkinci pozdan itibaren kafada “kaç poz kaldı?” hesapları yapılmaya başlanırdı. Bir günden daha uzun gezi, tatil ve etkinliklerde “yarını da var bunun” diyerek pozların belli bir kısmı ertesi güne saklanırdı. Nihayetinde ibre “35” rakamını gösterdiğinde ise 36.poz gerginliği baş gösterirdi. Kimi, nereyi, nasıl, ne zaman, nerede çeksem?

 

Fotoğraf tab ettirmek bir ömür sürer, çekilmek bir dakika ..

Fotoğraf çekilme sürecinden daha uzun sürebilen tab ettirme süreciydi. “Nasıl çıktım ?” sorusu ile geçen günler.  En güzel pozunun yanması, çocuğun şiir okurken heyecandan kamera kapağını açmayı unutmak vb. pek çok riski barındıran bir süreçti filmli fotoğraf makineleriyle çekilmek. Diğer bir ifadeyle fotoğraf çekilmek ciddi, gergin, riskli ve çok bilinmeyenli bir süreçti o zamanlar.

 

Fotoğrafçı evimizden birisi gibi

Filmi teslim ederken en önemli konulardan birisi de filmi tab eden fotoğrafçıya güven konusuydu. Yazlık, deniz vs. pek çok özel anınız üçüncü bir kişinin elinden geçiyor ve “kişisel verileri koruma kanunu” diye bir şey henüz yok. Dolayısıyla fotoğrafçımızla paylaştıklarımız psikologlar, avukatlar ve doktorlar  ile paylaşılan şeylerden daha az mahrem şeyler değildi.

 

2 Seçenekli Paylaş Butonu : Çerçeve mi? Albüm mü?

Günümüzde dijital ortamda çekilen bir fotoğraf için yüzlerce paylaşım platformu ve seçeneği var. Ancak eskiden bir fotoğrafın paylaşılacağı yer sayısı oldukça sınırlıydı; Çerçeve veya albüm. Şimdilerde aile büyüklerimizin devam ettirdiği bir ritüel olan, eve gelen misafire fotoğraf albümlerini gösterme seremonisi ise yavaş yavaş yok olmaya yüz tuttu desek yanlış olmaz.

 

Uzun yıllar anılarımızın en önemli tanığı olan 36 poz filmli makineler apayrı bir heyecandı. Teslim edilen zarfın içinden çıkan kahverengi negatiflere bakmak bile apayrı bir keyifti. Tabi teknolojinin geldiği durumdan şikayet etmek değil bu. Neredeyse “sınırsız” fotoğraf ve video çekip saklaya bilmek oldukça güzel. Tabi ki anın tadını çıkartmayı bırakmadıkça.

 

Üstüne su döküldüğünde silinmeyen, zihninizde her yere götürebildiğiniz anılarınız da olsun ..

 

Yazıyı Okuduktan Sonra Güzel Gidecek Bir Film: Kodachrome

 

Bu Yazıyı Paylaş