“Cemal Süreya” Tek Y ile …

“Cemal Süreya” Tek Y ile …

Paylaş

Cemal Süreya edebiyata yönelme sebebini küçük yaşta kaybettiği annesine bağlıyor ve şunları söylüyor; “Belki beni edebiyata götüren bir sürü neden vardır. Ama bir keskin neden ararsam bunu annemde bulduğumu söyleyebilirim.”

Edebiyata büyük katkıları olmuş büyük üstad Cemal Süreya 9 Ocak 1990 tarihinde aramızdan ayrıldı. Keşke geçmişe dönüp karşılıklı iki çay içebilseydik Süreya’yla…

“Elma” şiirinde, soyadındaki “Y” harflerinden birini attığını ilan eder Cemal Süreya. Arkadaşıyla girdiği bir iddiada sonucu kaybeder “Y” harfini ve hikayesini de şöyle anlatır; “O zaman çok güvenirdim belleğime. Telefon numaralarını falan kaydetmezdim. Belki de kaydetmediğim için kalırdı. Ona dedim ki, eğer bu böyleyse, ismimden bir harf atarım dedim. Kaybedince, ismimde harf aradım, iki tane olandan birini atmak daha uygun geldi.” Bu iddiaya da, ya Sezai Karakoç’la ya da Eskişehir Vergi Dairesi’nde çalışan Üvercinka adını verdiği uzun boylu, beyaz tenli, güvercin salınışlı sevgilisiyle girdiği söylenir.

Ancak Süreya’nın anlattığının dışında başka bir rivayette vardır bu konu hakkında.

Cemal Süreya ve Sezai Karakoç üniversitede aynı sınıftadırlar, sınıflarında ‘Muazzez Akkaya’ adında bir de kız vardır. İkisi de bu kızı gizliden gizliye severler, sınıfta da gün boyu aynı kıza duydukları ilgiyi birbirlerine anlatırlarmış. Hatta Muazzez’e şiir yazarlar, birbirlerine okurlarmış. Sonra bu aşk, zamanla elde etme kavgasına dönüşmüş. Bunun üzerine iddiaya tutuşmuşlar. Kaybeden büyük bir bedel ödeyecek ve bu bedel ömür boyunca üzerinde kalacakmış. Bedene fiziksel bir zarar olmayacak diye eklemişler. İddia sonucunda kaybedenin adından bir harf atılacak diye karar kılmışlar. Cemal Sürey(y)a kazanırsa, Sezai Karakoç’un soyadı ‘Karkoç’; Sezai Karakoç kazanırsa, Cemal Süreyya’nın soyadı ‘Süreya’ olacakmış.

Anladığınız üzere, kızı Sezai Karakoç elde etmiş, Cemal Süreyya da gidip tek ‘Y’ harfini attırmış soyadından. Süreyya’dan Süreya’ya geçişin hikayesi böyle olmuş işte…

Sonrasında da Muazzez Akkaya Sezai Karakoç’un kendisi ile bir iddia sonucu çıktığını öğrenecek ve biraz da sorunları olan Muazzez bunu kaldıramayıp, okulu bırakarak memleketi olan Geyve’ye gidecektir. Sezai Karakoç bu duruma çok üzülüp Muazzez Akkaya’ya ithafen Mona Rosa’yı yazacak ama 1950’de Mülkiye’de öğrenci iken yazdığı şiiri 2002 yılına kadar yayımlanmayacaktır.

Bu Yazıyı Paylaş